Çek Mağduru Blog
Bankalar karşılıksız çekten sorumludur0 yorum![]() Bankalar karşılıksız çekten sorumludur Banka, hiçbir araştırma yapmadan Tat’a karne verdi. Tat, çek karnesiyle Karnas Elektronik Teknolojileri Sanayi ve Dış Ticaret A.Ş’den 57 bin TL’lik elektronik eşya aldı. Çekler karşılıksız çıktı. Şirket, avukatları Seyfettin Uzunçakmak aracılığıyla “zarardan bankanın sorumlu olduğu” iddiasıyla dava açtı. Yargı, karşılıksız çekten bankanın da sorumlu olduğuna karar verdi. Adana’da bir gecekonduda oturan ve gerçekte günlük 12 TL yevmiyeyle çalışan Çınar Tat, gelirinin yıllık 7.630 TL olduğunu gösteren onaysız vergi kayıt örneğini bir bankaya vererek çek karnesi istedi Adana 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin kararında, “Davalı bankanın, çek karnesi verirken kişinin ekonomik ve sosyal durumunu araştırmak basiretini ve itinasını göstermediği, bilirkişi raporuna göre tarafların eşit kusurlu oldukları kabul edilmiştir” denildi. Mahkeme, bankanın, çek yaprakları için toplam 1.230 TL ile bu miktarın düşülmesinden sonra çekle yapılan alışveriş tutarının yarısına denk gelen 29 bin 137 TL’yi davacı şirkete ödemesi gerektiğine hükmetti. TÜRKER KARAPINAR Ankara www.milliyet.com KARŞILIKSIZ ÇEK % 50, PROTESTOLU SENET % 29 ARTTI0 yorum
“Hiç kimse yalnızca borcundan dolayı özgürlüğünden yoksun bırakılamaz’’
![]() 2009'da karşılıksız çekler yüzde 48'lik bir artışla 1 milyon 224 bin 48 oldu. Bu sonucun ortaya çıkmasında daraltıcı politikaların etkisi olduğu ifade edildi Şirketlerin performansını ve mali piyasa risklerini gösteren protestolu senetler ve karşılıksız çekler, küresel krizin yoğun bir şekilde hissedildiği 2009 yılında fren tutmadı. 2009 yılının 7 aylık döneminde protestolu senetler, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 29.2'lik bir artışla 4 milyar 564.7 milyon TL'ye ulaştı. Karşılıksız çek sayısı ise söz konusu dönemde geçen yıla göre yüzde 48 artışla 1 milyon 224 bin 48 oldu. Merkez Bankası verilerinden yapılan hesaplamaya göre 2008 yılının 7 aylık döneminde 865 bin 351 olan protestolu senet sayısı 2009'un aynı döneminde 951 bin 624 oldu. 2008 yılının 7 aylık döneminde protestolu senet tutarı 3 milyar 532.9 milyon TL düzeyindeyken, 2009'un aynı döneminde 4 milyar 564.7 milyon TL'yi buldu. Ekonomik krizin yaşandığı 2001'den sonra ödenmeyen senet sayısı ve tutarı, 2005'te 2001 seviyesine ulaşıp, 2006'da ise hızlı bir artış trendine girdi. 2006 sonunda protestolu senetlerin toplam tutarı önceki yıla göre yüzde 44.6, 2007 sonunda yüzde 41.3, 2008'de ise yüzde 17.9 oranında artış gösterdi. 2009 yılının 7 aylık döneminde protestolu senet tutarı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 29.2 oranında artışla 4 milyar 564.7 milyon TL'ye ulaştı. 2005-2007 döneminde protestolu senet sayısının artmasında, ekonomik canlılığa karşın uygulanan sıkı para politikaları etkili oldu. 2008 yılı ve 2009 yılında ise küresel ekonomik krizin etkisi kendisini hissettirmeye başladı. 2009 yılının 7 aylık döneminde karşılıksız çek sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 48 artarak 1 milyon 234 bin 48'e çıktı. Geçen yıl aynı dönemde karşılıksız çek sayısı 827 bin 101'di. 2008 yılı sonu itibariyle bir önceki yıla göre yüzde 16'lık bir artışla karşılıksız çek sayısı 1 milyon 537 bin 194 olarak gerçekleşmişti. Yıllara göre Karşılıksız çek sayısı Yıllar Birikimli Yüzde artış Banka bildirimi (Adet) 2000 yılı 798.438 2001 yılı 1.977.737 147 2002 yılı 2.720.705 37.6 2003 yılı 3.552.007 30.6 2004 yılı 893.939 -74 2005 yılı 1.006.557 13 2006 yılı 1.144.740 43.6 2007 yılı 1.324.664 -8.3 2008 yılı 1.537.194 16 2009 yılı 1.224.048 48 *2009 yılı, 7 aylık dönemi kapsıyor, artış ise bir önceki yılın aynı dönemi verilerine göre hesaplandı Protestolu senet sayısı ve toplam tutarı Yıllar Senet Senet Senet Sayısı Tutarı Tutarında (TL) Artış(%) 2000 yılı 859.827 629.803.388 - 2001 yılı 805.059 1.114.793.713 77 2002 yılı 498.748 816.175.307 -26 2003 yılı 480.231 907.941.008 11.2 2004 yılı 589.892 1.652.306.166 82 2005 yılı 920.641 2.803.142.115 69.7 2006 yılı 1.177.910 4.054.905.430 44.6 2007 yılı 1.470.758 5.732.371.127 41.3 2008 yılı 1.574.031 6.760.227.926 17.93 2009 yılı 951.624 4.564.703.131 29.2 *2009 yılının 7 aylık dönemini kapsıyor, artış ise geçen yılın aynı dönemine göre hesaplandı. Kaynak: TCMB Yargıtayda dağ gibi dosyalar0 yorum![]() YENİ adli yıl bugün başlarken 2008'den 2009'a devreden dosya sayısı 729 bin 706'ya ulaşan Yargıtay Başkanlığı, artan iş yüküne çözüm istedi. 2008'e ait Yargıtayı Faaliyet Raporu'nda, Yargıtay'daki iş yüküne dikkat çekildi. Rapora göre, 2007'den 2008'e devreden dosyalarla birlikte iş yükü hukuk dairelerinde yüzde 5, ceza dairelerinde yüzde 26, Başsavcılık'ta da yüzde 16 oranında arttı. 2008'den 2009'a da kurullarda 190, hukuk dairelerine 120 bin 97, ceza dairelerine 242 bin 454, başsavcılıkta 366 bin 965 dosya devretti. Raporda, Yargıtay'daki dosya sayısındaki artışın, çözüme kavuşturulması gereken en büyük sorun olduğu vurgulanarak, bir an önce önlem alınması istendi. Raporda, "Bu temel sorunun çözümü için yapısal değişikliklerin yanında, fiziki, mali ve insan kaynaklarının yetersizliklerinin giderilmesi gerekmektedir" denildi. Bilindiği gibi Hükümet'in 'Yargı Reformu Stratejisi ve Eylem Planı'nda Yargıtay'daki iş yükünün azaltılması Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kurulması öngürülüyor. Bu mahkemelerin kurulması için Yargıtay Kanunu'nda değişiklik yapılması gerekiyor. Öte yandan, yargıda 'toplu izin kullanımı' anlamına gelen ve 1 Ağustos Cumartesi günü başlayan adli tatilin sona ermesi nedeniyle bugün Yargıtay Konferans Salonu'nda tören düzenlenecek. Törende, Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker ile Türkiye Barolar Birliği Başkanı Özdemir Özok birer konuşma yapacak. Gerçeker ve beraberindekiler, daha sonra Anıtkabir'i ziyaret edecek ve akşam da TBMM'de 'Adli Yıl Açılış Kokteyli' verilecek. SABAH Karşılıksız çeke hapis cezası anayasaya aykırıdır0 yorum
KARŞILIKSIZ ÇEKE HAPİS CEZASI ANAYASAYA AYKIRIDIR
Prof. Dr. Hayri Domaniç Ödenmeyen çekleri imzalayanlara 1-5 yıl hapis cezası öngören 3167 sayılı kanunla, bu kanunu daha ağır cezalarla yenileyen 4814 sayılı ve 26.2.2003 tarihli Kanun ve çekte hapis cezasının sözleşmelerden doğan borçların yerine getirilmemesi nedeni ile kimsenin hürriyetinden yoksun bırakılamayacağını emreden anayasanın 38. maddesine aykırı sayılmayacağına karar veren Anayasa Mahkemesi, Ağır şekilde hatalıdır. Çekte hapis cezasını tekrarlayan 4814 sayılı kanunun hatalı gerekçeler ile Anayasa Mahkemesi kararındaki hatalar, eleştiriler, yasal ve doktrinal gerekçeler aşağıdadır: A- Yeni Çek Kanunu’nu Hazırlayanlar ve Gerekçeleri: TBMM, Adalet Bakanlığı Alt Komisyon Başkanı Hakkı KÖYLÜ, üye Harun TÜFEKÇİ ve Muharrem KILIÇ tarafından imzalı 3.2.2003 tarihli raporda belirtildiğine göre, çeklerin ödenmemesini “objektif sorumluluk” nedeni sayan, yani Ceza Kanunu’nun 45. maddesinde yer alan ve “cürümde kasdın bulunmaması cezayı kaldırır” diyen uluslar arası kuralın dışında tutan kanun tasarısı: 1) Adalet Bakanlığı, 2) Merkez Bankası, 3) Türkiye Bakanlar Birliği, 4) Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, 5) Türkiye Barolar Birliği, Temsilcileri ile, 6) Yargıtay 10. Ceza Dairesi Başkanının katıldığı 31.01.2003.ve 03.02.2003 tarihli toplantılarda hazırlanmıştır. Alt Komisyon tasarıda bazı değişikler yapmışsa da, netice olarak tasarı: a) Bedeli bağış veya lehtara verilen ödünç bir para dahi olsa çeklerin ödenmemesini, genel olarak tüm suçlarda şart koşulan kasıt unsurunu aramaksızın objektif sorumluluk sebebi saymış, b) Bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile 80 milyar lirayı aşmamak üzere çek bedeli kadar para cezası öngörmüş, c) Çek hamili lehine tazminat ve reeskont faizi önerilmiştir. 10.1.2003 TARİHLİ “GENEL GEREKÇE”nin ÖNEMLİ BÖLÜMÜ ŞÖYLEDİR: “Ceza hükmü içeren özel ceza kanunları hükümlerinin, uygulanacak cezanın ülkedeki tüm ceza kurallarının bütünü dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekir. Çağdaş ceza hukukunda, ekonomik ilişkilerin gelişmesi ve çeşitlenmesi sonucu bu ilişkilerden doğan ve netice itibarıyla, cezaî müeyyideyi gerektiren eylemlere hürriyeti bağlıyıcı cezanın başvurulacak en son çare olarak öngörülmesi, ‘EKONOMİK SUÇA EKONOMİK CEZA’ ilkesinin doğmasına yol açmıştır. Bu gelişme nedeniyle karşılıksız çek keşide etmek suçunu ilk defa işleyenlere hürriyeti bağlıyıcı ceza yerine çek bedeli tutarı kadar ağır para cezası verilmesi, Ancak çeke güvenin zaafa uğratılmaması ve cezada etkinliğin arttırılması bakımından, bu suçtan mükerrirler hakkında (1 yıldan 5 yıla kadar) hapis cezası verilmesi uygun görülmüştür.” B- Anayasa Mahkemesi de Resmî Gazete’nin 26.04.2003 Tarihli Sayısında Yayımlanan 11.12.2002 Tarihli 2002/165 K. Sayılı Kararında Çeklerin Sözleşme Olmadığını Bu Nedenle, Sözleşmeden Doğan Borçların Yerine Getirilmemesi Nedeni ile, Hapis Cezası Verilemeyeceğini Emreden Anayasanın 38. maddesi Dışında Kaldığını ve Karşılıksız Çeke Hapis Cezasının Doğru Olduğunu Başkan Vekili Haşim Kılıç’ın Muhalefeti ve Oyçokluğu İle Açıklamıştır. Kararın gerekçe bölümü şöyledir: “Türk Ticaret Kanunu’nda kambiyo senetleri arasında düzenlenen çek; Temel ilişkide bir sözleşmenin bulunup bulunmadığından bağımsız olarak, Kambiyo hukukuna özgü borç doğuran özel bir havaledir. Hatır senetlerinde olduğu gibi, taraflar arasında herhangi bir sözleşme ilişkisinin bulunmadığı veya temelde yer alan sözleşmenin geçersiz olduğu durumlarda çek, başlı başına borç kaynağı biçiminde ortaya çıkabilmektedir. Ayrıca, haksız fiil veya sebepsiz zenginleşmeden kaynaklanan bir borç için dahi çek keşide edilebilmektedir. Çeki elinde bulunduran hamil, keşideci ile lehdar arasındaki temel ilişkiden kaynaklanan bir alacağı değil, doğrudan doğruya çekten doğan bir hakkı iktisap etmektedir. O halde, çek ilişkisi bizzat sözleşme olmadığı gibi, çekin temelinde her zaman bir sözleşme bulunması da zorunlu değildir. Temelde bir sözleşme ilişkisinin bulunduğu durumlarda ise, çekte bu ilişkiden bağımsız ve sözleşme olarak nitelendirilemeyecek bir kambiyo taahhüdü söz konusudur. Borçlu, temel ilişkisi ne olursa olsun borcunu ödemek için çek kullandığında, asıl borç ilişkisi dışında kambiyo ilişkisi doğmaktadır. İtiraz konusu kuralın, Anayasa’nın 38. maddesi’nin sekizinci fıkrası kapsamında değerlendirilebilmesi için ilişkinin yalnızca sözleşmeden doğması ve borcun yerine getirilememesi gerekmektedir. Oysa çek temelde sözleşmeden bağımsız olarak kambiyo hukukuna özgü borç doğuran bir havaledir. Bu nedenlerle kural, Anayasa’nın 38. maddesi’nin sekizinci fıkrasa aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.” C- Çekte Hapis Cezasını Tekrarlayan 4814 Sayılı Kanunla Bu Doğrultudaki Anayasa Mahkemesi Kararına Eleştiriler İle Yasal ve Doktrinal Dayanakları: “EKONOMİK SUÇA EKONOMİK CEZA” gerekçesi ile hapis cezasını tespit eden, 4814 sayılı kanunla bu doğrultudaki Anayasa Mahkemesi kararı hatalı olup, DÜNYA MEVZUATINA AYKIRI VE ACEMİLİK ÜRÜNÜDÜR.. 1) Yeni Çek Kanunu’nun gerekçesinde yer alan “ekonomik suça ekonomik ceza” hem komik derecede yanlış, hem de çeke dayalı ekonomik suç tekrarlandığı takdirde, karşılıksız çek düzenleyenlere 1 – 5 yıl hapis cezası kuralı ile çelişkilidir. Zira “ekonomik suç” kavramı, hırsızlık, dolandırıcılık, evrakta sahtekarlık gibi haksız yararlar sağlayan suçları da kapsar ve tüm Dünya kanunlarında hapisle cezalandırılmıştır. Hile ve dolandırıcılık gibi bir suç unsuru bulunmadıkça, çeklerin ödenmemesi “ekonomik suç” değil, “ekonomik direncedir” yaptırımı da faiz ve tazminattır. Para ve hapis cezası Dünya tarihinde ve halen yoktur. Anayasa Mahkemesi kararlarına da yansıyan “ekonomik suça ekonomik ceza” hiçbir yasal dayanak gösterilmeden yakıştırılmış bir acemilik ürünüdür, böyle bir prensip Dünyada yoktur. “Ekonomik suç” ile mal, hizmet ve para borçlarını “ödemede temerrüt dirence” karıştırılmıştır. Parasal direncelerin yaptırımı parasaldır, faiz ve tazminattır. Hapis ve hatta para cezası yoktur. Ekonomik direnceye alacaklı yararına parasal yaptırım uygulanacakken “ekonomik ceza” Devlete ödenmekte olup, alacağı direnceye uğrayan alacaklıya bir faydası yoktur. Çek bedeli borcunu ödemeyen borçlunun para cezasını Devlete ödemesi de söz konusu değildir. Çek Kanununun Yeni 16. maddesi’ne göre 80 milyar lirayı aşmamak üzere karşılıksız kalan çek bedeli kadar para cezası da, çekin temsilciler tarafından imzalanması halinde iki üç katına çıkabilmektedir. Zira 16. madde hem temsil edene hem temsil edilen kişiye ayrı ayrı çek bedeli kadar para cezası uygulamaktadır. Temsil edilen özel kişi 80 milyar, temsilcide 80 milyar lira ceza ödeyecektir. Vakıf ve Dernek gibi özel tüzel kişiler adına çek imzalanması hallerinde de tüzel kişi ayrı, temsilci veya temsilcilerden her biri ayrı ayrı çek bedeli kadar para cezası ödemek zorundadır. Çeklere uygulanacak poliçe hükümlerine yollama yapan TK.730’un yollama yaptığı TK.599 ve 600 gereğince, çek borçlusu çeki ibraz eden lehtara karşı her tür defileri ileri sürebildiği ve bu defi imkanı nama yazılı çeklerde iyi niyet sahibi üçüncü şahıslara karşı da geçerli olduğu halde, 16. madde karşılıksız çekte hapis ve para cezası için bu defileri de göz ardı etmiştir. KUR’AN-I KERİM’in AHZAP Suresinin 72. Ayeti diyor ki; İnsan ZALUMEN CEHULA yani İNSAN ÇOK ZALİM ve ÇOK CAHİLDİR. Çeklerin mutlaka bir sözleşmeye dayalı olmasını emreden bunca kanun maddeleri ile parasal borçlarda dirence nedeni ile hapis cezası verilemeyeceğini emreden Anayasa’nın 38. maddesine rağmen, çekin bir sözleşme olmadığını gerekçe alan 16. madde’nin mimarları da aynı görüşü paylaşan yargı üyelerinin tutumu da 72. Ayeti anımsatmaktadır. Sürekli olarak Hazine Müsteşarlığı, Banka Denetleme Kurumu ve Merkez Bankası gibi Devlet kuruluşlarının denetiminde bulunmasına rağmen 40 – 50 maddelik kredi sözleşmelerinin tamamı emredici hükümlere aykırı ve geçersiz bulunan bankaların yasama organını yanıltması neticesinde Çek Ceza Hukukunda şu dengesizliğe bakınız: 1- Karşılıksız kalan çek bedeli kadar para cezası, 2- Temsil edilene ayrı, temsilciye ayrı olmak üzere çek bedelinin iki katı para cezası, 3- Birden çok temsilci varsa her birine ayrı ayrı para cezası, temsil edilene de üçüncü para cezası, 4- Para cezaları bir ayda ödenmezse, üç yılı geçmemek üzere hapis cezası, 5- Birinci çekin karşılıksız kalması nedeni ile para cezalarının ödenmesinden sonra düzenlenen ikinci çekin karşılıksız kalması halinde ise 1-5 yıl arası hapis cezası, 6- TCK. 503 gereğince dolandırıcılık suçlarına 1-3 yıl arası hapis cezası yeterli görüldüğü halde, borç para vermek amacı ile düzenlenen çekin karşılıksız kalmasına 1-5 yıl hapis cezası, 7- TCK. 491 gereğince hırsıza 6 ay ile 3 yıl arasında hapis cezası, buna karşı teslim edilmeyen malın bedeli olup, BK. 81. gereğince ödenmeyen çek için 1-5 yıl hapis cezası, 8- TCK.508’de düzenlenen emniyeti suistimal suçu için 2 aydan 2 yıla kadar hapis cezası, bağış çekinin karşılıksız kalması halinde ise 1-5 yıl hapis cezası, 9- Sahte belgeler düzenleyerek vergi kaçıranlara Vergi Usul Kanunu’nun 359. maddesi gereğince altı aydan üç yıla kadar hapis cezası, haklı nedenle de olsa çeki ödemeyenlere 1-5 yıl hapis cezası, Ödenmeyen çeklere hapis cezası getirerek çok müşteri edinmek ve para kazanmak amacındaki bankaların zulüm örneklerindendir. Bunca yasal dengesizliğe ve karşılıksız beher çek için 80 milyar liraya kadar para cezası ile hapis cezasına neden olan bankaların karşılıksız çeklerde riski de yaprak başına 300 milyon liradan ibarettir. Avrupa Birliği (AB) Devletleri’nin hiç birinde, kötü niyet ve dolandırıcılık gibi suç unsurları olmadıkça tarihte ve halen karşılıksız çek için hapis cezası yoktur. Arjantin, Brezilya, Japonya gibi devletlerin çek kanunlarında da hapis cezası söz konusu değildir. TK. 707, çeklerin vadeli olmasını yasakladığı halde uygulamamızda karşılıksız çeklerin hemen hemen tümü vadelidir. Vadeli çekin vade beklemeksizin ibrazı TCK. 508 gereğince suç olduğu halde, avukatlarla hakimler bunu da nazara almamakta hemen hapis cezası uygulamaktadır. ZALUMEN CEHULA. “Ekonomik suça ekonomik ceza” aynı zamanda aldatıcıdır. Çünkü para cezası savcının talebi üzerine ödenmezse 657 sayılı İnfaz Kanun’un 5. maddesi gereğince, üç lira için bir gün hapis olmak ve üç seneyi geçmemek üzere hapse dönüşür. Yeni Çek Kanunun gerekçesinde yer alan ve çeklerde karşılıksızlığın tekrarı halinde hapis cezası öngören bölüm de çelişkilidir. Madem ki, “ekonomik suça ekonomik ceza prensip edinilmiştir” karşılıksız çeklerin tekrarlanması halinde de “suç ekonomiktir” cezanın da parasal olması zorunludur. Yeni Çek Kanunu ve gerekçesi, kanunları inceleme yetersizliğinden kaynaklanan tam bir acemilik ürünüdür. 2) Çeklerin birer havale ve sözleşme senedi olduğunu düzenleyen başlıca yasalar: a) Çekler dahil Kıymetli Evrakı tarif eden TK. 557: Kıymetli evrak ÖYLE SENETLERDİR Kİ, bunlarda mündemiç olan hak senetten ayrı olarak dermeyan edilemediği gibi başkalarına da devredilemez. Şeklinde olup, çekin SENET olduğunu açıklamaktadır. b) Çekin şekil şartlarını düzenleyen TK. 692’nin 2. bendine göre çek; “Kayıtsız ve şartsız muayyen bir bedelin ödenmesi için HAVALE”dir. c) Borçlar Kanunu 457’ye göre de;”HAVALE BİR AKİTTİR” sözleşmedir. d) TK. 694 hükmü de çeklerin HAVALE SENEDİ olduğunu tekrarlamıştır. e) Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 9.7.1958 tarihli ve K. 28 sayılı kararına göre de: Çek mahiyeti itibariyle BORÇ İKRARINI HAVİ bir vesika değil, HAVALE BENZERİ bir ödeme vasıtasıdır. f) Hususî ve resmî evrakta sahtekarlık suçlarını cezalandıran Türk Ceza Kanunu’nun 349. maddesi’nin 2. bendi de, TK. 557 gereğince çekleri de kapsayan “Emre veya hamile yazılı olarak tanzim edilen KAMBİYO SENETLERİ”ni daha ağır cezalara tabi tutmuş ve ÇEKLERİ de SENET VE SÖZLEŞME saymıştır. g) “KAMBİYO SENETLERİ (ÇEK, POLİÇE VE EMRE MUHARRER SENET) HAKKINDAKİ HUSUSİ TAKİP USULLERİ”ni düzenleyen İİK. 167-176 hükümleri de çekleri senet ve sözleşme saymış ve özel bir icra takip usulüne tabi tutmuştur. h) 57 maddeden oluşan 1931 tarihli Milletler Yeknesak Çek Kanunu (Loi Uniforme Concernant le Cheque) de 1 ve 3. maddelerinde çekin bir banka üzerine yazılan özel bir havale sözleşmesi olduğunu açıklamıştır. HAYRİ DOMANİÇ de, 1990 YAYIMI KIYMETLİ EVRAK HUKUKU adlı kitabının 529. sayfasında: “Çek, münhasıran bir bankaya hitaben yazılabilen, kanuni şekil şartlarına tabi, kıymetli evrakta madut ve sadece nakde taalluk edebilen hususî bir HAVALE SENEDİDİR.” Şeklinde bir tarif yapmış, çekin bir senet ve sözleşme olduğunu belirtmiştir. Hocamız Ord. Prof. Dr. Halil ARSLANLI’da 1960 yayımı Ticari Senetler adlı eserinde ÇEKİN BİR HAVALE SÖZLEŞMESİ ÜRÜNÜ olduğu beyan etmiştir. Prof. Dr. Reha POROY ile Prof. Dr. Hamdi YASAMAN’ ın müşterek eseri KIYMETLİ EVRAK HUKUKU adlı kitap da çekler bir havale ve senet olarak tarif edilmiştir. Ziraat Bankasının, 1988 yayımı “Tevdiat ve Banka Hizmetleri Mevzuatı” adlı kitapçığının 1 ve 2. sayfalarında da çek, bir havale ve senet olarak tarif edilmiştir. Özetle, 26.2.2003 tarihli ve 4814 sayılı Yeni Çek Kanunu’na kadar çekin sözleşme niteliğinde bir havale ve senet olmadığını savunan yasal, yargısal ve doktrinal bir görüş yoktur. Bir kimsenin diğer bir kimseye çek vermesinde amaç: - Ya çek lehtarına olan bir borcun ödenmesi; - Veya çek lehtarına bir miktar paranın borç verilmesi; - Yahut çek lehtarının ileride teslim etmeyi vaadettiği mal ve hizmetlerden doğacak borçların karşılanması; - Veyahut bir miktar paranın borç verilmesi; gibi hukukî sebeplere dayalı ve yönelik olabilir. BK. 17’ye dayalı tüm bu hukuki sebepler da yazılı veya sözlü sözleşmelere dayalıdır. Dolayısı ile Anayasa’nın 38. maddesinde yer alan ve: “Hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz.” diyen emredici kuralın kapsamındadır. Bu nedenle, çek bedelinin ödenmemesi hapis cezasını gerektirmez. Dolayısı ile bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası öngören 4814 sayılı Yeni Çek Kanunu Anayasa’ya aykırıdır. Yeni Çek Kanunu’nun gerekçesinde yer alan “ekonomik suça ekonomik ceza” hem komik derecede yanlış, hem de çeke dayalı ekonomik suç tekrarlandığı takdirde, karşılıksız çek düzenleyenlere 1-5 yıla hapis cezası kuralı ile çelişkilidir. Zira, “ekonomik suç” kavramı, hırsızlık, dolandırıcılık, evrakta sahtekarlık gibi haksız yararlar sağlayan suçları da kapsar ve tüm Dünya kanunlarında hapisle cezalandırılmıştır. Hile ve dolandırıcılık gibi bir suç unsuru bulunmadıkça, çeklerin ödenmemesi “ekonomik suç” değil “ekonomik direncedir” yaptırımı da faiz ve tazminattır. Para ve hapis cezası Dünya tarihinde ve halen yoktur. Anayasa Mahkemesi kararlarına da yansıyan “ekonomik suça ekonomik ceza” ilgili kanunları yeterince incelememekten kaynaklanan hata ürünüdür, böyle bir prensip Dünyada yoktur.”ekonomik suç” ile mal, hizmet ve para borçlarını ödemede temerrüt dirence” karıştırılmaktadır. Parasal direncelerin yaptırımı parasaldır, faiz ve tazminattır. Hapis ve hatta para cezası yoktur. Ekonomik direnceye alacaklı yararına parasal yaptırım uygulanacakken “ekonomik ceza” Devlete ödemekte olup, alacağı direnceye uğrayan alacaklıya bir faydası yoktur. Çek bedeli borcunu ödemeyen borçlunun para cezasını Devlete ödemesi de söz konusu değildir. “Ekonomik suça ekonomik ceza” aynı zamanda aldatıcıdır. Çünkü para cezası ödenmezse 657 sayılı İnfaz Kanunu’nun 5. maddesi gereğince hapis cezasına çevrilir. Yeni Çek Kanunu’nun gerekçesinde yer alan ve çeklerde karşılıksızlığın tekrarı halinde hapis cezası öngören bölüm de çelişkilidir. Madem ki, “ekonomik suça ekonomik ceza prensip edinilmiştir” karşılıksız çeklerin tekrarlanılması halin de “suç ekonomiktir” yaptırımın da parasal olması zorunludur. Yeni Çek Kanunu ve gerekçesi tam bir acemilik ürünüdür. NETİCE: ÇEK BANKALARA HİTABEN YAZILAN BİR HAVALE SENEDİDİR. BK. 457’ye GÖRE İSE HAVALE BİR AKİTTİR.” ŞU HALDE ÇEK TANZİMİ BİR SÖZLEŞMEDİR VE ANAYASA’NIN 38. MADDESİ’NDE YER ALAN VE “HİÇ KİMSE KENDİSİNİ VE KANUNDA GÖSTERİLEN YAKINLARINI SUÇLAYAN BİR BEYANDA BULUNMAYA VEYA BU YOLDA DELİL GÖSTERMEYE ZORLANAMAZ”. ŞEKLİNDE BULUNAN EMREDİCİ KURALA TABİDİR. BU EMREDİCİ YASAL DURUMA RAĞMEN, ÇEKLERİN ÖDEME ARAÇLARI OLDUĞU, SENET OLMADIĞI YÖNÜNDEKİ GÖRÜŞLER, YASALARI VE DOKTRİNİ GÖZARDI EDEN HATALARDIR. Osmanlı İmparatorluğunun 20 Nisan 1914 tarihli Çek Kanunu ile 1926 ve 1956 tarihli Türk Ticaret Kanunları da karşılıksız çeke hapis cezası düşünmemiştir. Hiçbir suç unsuru aramaksızın ve keşideciye, Anayasanın 36. maddesi’ne dayalı savunma hakkı da vermeksizin karşılıksız çeke hapis cezası öngören 1985 ve 2003 tarihli Çek Kanunları çek kullanımını artırmak, daha çok çek hesabı açtırmak, kazanç artırmak peşinde koşan bankaların ürünüdür. Doğru ve olması gereken Kanun, Uyum Yasaları’nı hazırlamakta olduğumuz AB ülkeleri başta olmak üzere, ayrı bir suç unsuru taşımadıkça, tarihte ve halen karşılıksız çeke cezası vermeyen ve %5-10 tazminat ve masrafla yetinen medeni Dünya mevzuatına uygun bir çek kanunudur. (Bu makale Legal Hukuk Dergisi'nin Kasım 2003/11. sayısından alınmıştır.) SAYIN BAŞBAKANIM , BAKANIM , VEKİLİM, SAYIN YETKİLİLER BU SES'E KULAK VERİN..0 yorum
SAYIN BAŞBAKANIM , BAKANIM , VEKİLİM, SAYIN YETKİLİLER BU SES'E KULAK VERİN..
Bizler artık sayıları milyonları bulan , ekonomik kriz sebebiyle çeklerini ödeyememiş esnaflarız.Yalnızca Türkiye Cumhuriyeti devletine haiz olan ‘’Çeklerin düzenlenmesi ve çek hamillerinin korunması hakkında kanun’’ hükümleri çerçevesinde adına para cezası denilen ve Anayasamıza, uydurulmuş bir kılıf maddesiyle HAPİS cezası almış tüccarlarız.Sesimizi duyuramıyoruz ,çünkü hepimiz kaçak durumda ve aranmaktayız. Çeklerini ekonomik kriz sebebiyle ödeyememiş esnafımıza,bu çeklerini HAPİS korkusu ile ödettiren\ödettirmeye zorlayan,meclisimizi dolaylı olarak etkilemeye çalışan , Banka ve Factoringcilerin T.B.M.M ‘nin üzerinde bir yaptırımı olmasını kınıyoruz.Nitekim Başbakanımız ‘’T.B.M.M ‘nin üzerine hiçbir güç yoktur’’ demiştir. 2009 yılı itibariyle ekonomik krizinde etkisiyle bu zamana kadar katlanarak büyüyen ödenemeyen çek sayısı 3.5 milyonu aşmıştır.Esnafımızı , HAPİS ile korkutarak çekini ödemeye zorlamak, bu rakamlarla da görülmüştür ki imkansız bir hal almıştır. Ödenemeyen bir çekin yasal sonucu olarak hapis cezası almış tüccarımız ,sadece alacaklı tarafın egosu için bu cezalarla karşılaşmaktadır.Cezasını tamamlayıp cezaevinden çıkanların bir çoğu, kendileri hakkında ceza davası açan alacaklının, borcunu ödemeye de yanaşmamaktır.Bu sebebledir ki artık çeklerde hapis cezalarının caydırıcılık boyutu kalmamıştır.Bu insanlık dışı kanunda alacaklı tarafa verilen bir kağıt parçasının yaptırımı hapis olmamalıdır.ÖZGÜRLÜK ve HÜRRİYET teminat olarak verilemez. Şuan itibariyle de yüzbinlerce kişi, haklarında hükmü kesinleşmiş ve kaçak bir vaziyette borçlarını kıt imkanlar dahilinde ödemeye çalışmaktadır.Cezaevindeki esnaflarımız hükümetimizden bu konuya acil bir çare beklemektedir.Sayıları milyonları bulan çek cezalısı esnafımızın oy potansiyeli düşünüldüğünde,bir siyasi partiyi meclise gönderecek sayılarla karşılaşılmaktadır. Her fırsatta duyduğumuz, iyi niyetli-kötü niyetli ayrımı için TCK’ nın ilgili dolandırıcılık maddeleri ile bu sorun çözüme kavuşturulabilir. Bizler artık babalarımızı istiyoruz.bizler artık eşlerimizi istiyoruz.çocuklarımız aç. Kaçak durumda olan esnafımızın evinden dışarı çıkmaya özgürlüğü yok bu sebepledir ki evlerine süt götüremeyen insanlar var.Bizlere bu özgürlüğümüzü veriniz.borçlarımızı ödemenin her şeyden önce kul hakkı olduğunu iyi biliyoruz. Sizler,Bankaların, Factoring firmalarının, tefecilerin, eli çantalı lobi faaliyetlerinin değil , biz esnafın vekili olduğunuzu gösteriniz.Bu zamana kadar yapılmış olan çek kanunlarında bir ilki gerçekleştiriniz.T.B.M.M.’ nin her kurumun ve kuruluşun üstünde olduğunu ispatlayınız.Likiditenin ve çeklerin ekonomide dönen payının hesabından çok,insan onuruna verilen değer ile hukukun üstünlüğünü ön plana alınız. Çek kanunu’nun şuandaki haliyle, Anayasa’ya , Hukuka, Avrupa insan hakları sözleşmesine aykırı olduğu artık tüm kesimler ve kurumlarca bilinmektedir.Yeni kanunda bu hükümlerin kaldırılması hangi etken ve kurumlar tarafından engellenmektedir bilmek istiyoruz.Alacaklı tarafa hiçbir şey kazandırmayan , sadece egonun tatmini için kullanılan , adliyeleri ve mahkemeleri icra dairesine çeviren , iş yükünü artık altından kalkılmaz hale getiren , tüm otoritelerce insanlık dışı kabul edilen , sorgusuz ve savunmasızca hükmü verilen , cezası süre bakımından 5 yıl olan, ailelerin perişan olup dağılmasına yol açan , sosyal patlamaları yavaş yavaş tetikleyen BU YASANIN BİR AN EVVEL SONUÇLANMASI VE AVRUPA BİRLİĞİ NORMLARINA GÖRE UYARLANMASINI İSTİYORUZ. BİZ ESNAF OLARAK HALEN T.B.M.M. ‘ NİN ÜZERİNDE HİÇBİR GÜCÜN OLMADIĞINA İNANIYORUZ.. SAYGILARIMIZLA BORÇLARINI ÖDEMEK İSTEYEN ÇEKZEDE ESNAF GRUBU Bu da Hakim açılımı ..!! Hâkim cezaevi dolu diye bırakmış1 yorum![]() İSTANBUL Beşiktaş'ta bakır yüklü depoya giren iki zanlının ilginç gerekçeyle tutuklanmadığı öne sürüldüİddiaya göre, poliste 20 kaydı bulunan H.K. ile bir kaydı olan İ.K. 600 kilo bakır teli çalmak için depoya girdi. Ancak polis olayı güvenlik kameralarından tespit ederek zanlıları yakaladı. Polis, aynı depodan daha önce 4 bin TL'lik hırsızlık yapan zanlılara nöbetçi hâkimin "Sizin tutuklanmanız gerekir ama cezaevleri dolu olduğu için serbest kalıyorsunuz" dediğini iddia etti. Kaynak : Sabah 15 bin mahkuma erken çıkma umudu0 yorum![]() ![]() Hükümet, cezaevlerindeki doluluğu dikkate alarak yeni önlem arayışına girdi. Halen 2 yıla kadar olan hapis cezasına çarptırılanlara “cezanın bir yılını evde çekme” uygulaması 5 yıla kadar hapis cezalarını kapsayacak biçimde genişletilmesi planlandı. Tasarı aynen benimsenirse cezasının yarısını çekmiş olan 15 bin mahkûm da cezaevinden erken çıkıp, kalan cezasını dışarıda çekecek. Saygı ÖZTÜRK YAZIYOR Hükümet, cezaevlerindeki doluluğu dikkate alarak yeni önlem arayışına girdi. Halen 2 yıla kadar olan hapis cezasına çarptırılanlara “cezanın bir yılını evde çekme” uygulaması 5 yıla kadar hapis cezalarını kapsayacak biçimde genişletilmesi planlandı. Tasarı aynen benimsenirse cezasının yarısını çekmiş olan 15 bin mahkûm da cezaevinden erken çıkıp, kalan cezasını dışarıda çekecek. Cezaevlerinde tutuklu ve hükümlü sayısının 115 bine dayanması üzerine Adalet Bakanlığı cezaevi yatırım programlarını öne çekti, “denetimli serbestlik” olarak nitelendirilen cezaların bir bölümünün evde çekilmesi uygulamasının kapsamının genişletilmesi çalışmasını başlattı. Halen 2 yıla kadar hapis cezaları alanların yararlandığı uygulama, 5 yıla kadar ceza alanları da kapsayacak biçimde genişletilecek. Adalet Bakanlığı’nın öngördüğü değişikliğin Bakanlar Kurulu ve TBMM’den geçmesi halinde, halen cezaevlerinde bulunan 5 yıla kadar hapis cezasına çarptırılmış olanlardan cezasının yarısını çekenlerden isteyenler, tahliye edilecek ve kalan cezalarını kamu kuruluşlarında çalışarak, evinde ya da işyerinde geçirecek. Yetkililer, bu durumda 15 bin kişinin cezaevinde çıkabileceğini, bunun da cezaevlerinde kısmı bir rahatlama sağlayacağını söylediler. Aynı yetkililer, “Bu konuda yasa değişikliği gerçekleşmeden kimsenin umutlanmaması gerektiğini” de belirttiler. İnfaz sisteminde mahkûmun cezaevinde geçirdiği gün sayısının artması, mala karşı işlenen suçlardaki patlamalar nedeniyle 2005 yılında 52 bin olan tutuklu ve hükümlü sayısı bugün 115 bine ulaştı. Yetkililer, bu durumun cezaevlerinde odalara yeniden ranza konulması, odaların küçük koğuşlar haline gelmesine, yatacak yer olmaması yüzünden mahkûmların nöbetleşe uyumalarına neden olduğunu söylediler. 2 YIL, 5 YILA ÇIKARILIYOR Yakında Bakanlar Kurulu gündemine gelecek olan Denetimli Serbestlik Yasası’nda öngörülen değişiklik taslağı planlandığı gibi kabul edilirse, halen 2 yıl hapis cezası alanlar için uygulanan cezasının yarısını evinde çekmesi uygulaması, 5 yıla kadar olan hapis cezalarını da içine alacak biçimde yaygınlaştırılacak. TBMM Adalet Komisyonu Üyesi bir milletvekili, yürütülen çalışmalarla ilgili olarak Hürriyet’e şunları söyledi: - 5 yıla kadar hapis cezasına çarptırılanlar, cezalarının yaklaşık 2,5 yılını cezaevinde çekecek, isterlerse kalan süreyi denetimli olarak evinde ya da işyerinde çekebilecek - Halen, “Denetimli Serbestlik” uygulamasından yararlananlar, günde 4 saat kamu hizmetinde çalıştırılıyor. Bunda değişiklik yapılacak, çalışma süresi 4 saatten 2 saate indirilecek. Kamuda çalıştırılacak yerler bölgenin özelliğine göre değişecek. Bazı yerlerde belediyelerde, okulların badana-boyası, onarımında çalıştırılacakları gibi, ormanlık bölgelerde orman işlerinde de çalıştırılabilecekler. - Mahkûm, kamu hizmeti çalışma süresinin dışında cezasını işyerinde de çekebilecek. Halen cezaevinde olanlardan cezasının yarısını çekmiş olanlardan koşulları uyanlar istekleri halinde denetimli serbestlikten yararlanacağı için cezaevlerinde boşalma olacak ve bunlar hem devlete yük olmaktan çıkacak, hem de cezaevlerinde yer konusunda yaşanan sıkıntı kısmen azalacak. Cezaevlerinde incelemeler yapan Hayat Boyu Eğitim Derneği’nin Genel Başkanı Adem Solak da, denetimli serbestlik uygulamasında ceza süresinin 2 yıldan yukarıya çekilmesi halinde cezaevlerinde kısmi bir rahatlama olacağını söyledi ve bu konuda çalışmaların devam ettiğini bildirdi. CEZAEVLERİ YATIRIMLARA ÖNE ÇEKİLDİ Cezaevlerindeki fiziki sıkıntı nedeniyle Adalet Bakanlığı, cezaevleri yapım programlarını öne çekti. Halen 20 cezaevinin yapımı devam ederken, mevcut cezaevlerinden ise sıkışıklığın en yüksek olduğu illerde ise ek cezaevlerinin yapımına başlandığı bildirildi. Kapalı cezaevinden yara açık cezaevlerine geçme sırası gelen mahkûmların önemli bir bölümünün de, dosyaları Yargıtay’dan gelmediği için bu cezaevlerine nakilleri yapılamıyor. Bu durum da kapalı cezaevlerindeki sıkışıklığın bir nedeni olarak gösteriliyor. “ÇOCUK MAHKÛMLARLA AYNI ORTAMDALAR” TBMM Cezaevleri İnceleme Alt Komisyonu Üyesi CHP Sivas Milletvekili Malik Ecder Özdemir de, cezaevi izlenimlerini anlattı. Özdemir, “Çocuk mahkûmlarla, diğer mahkûmlar yer yokluğundan aynı ortamda kalıyor. Mahkûmlar betonun üzerinde yatıyorlar. Kimi birlikte sırt sırta verip yatıyor, kimisi aynı yatakta nöbetleşe uyuyorlar. Mahkûm sayısının, kapasitenin çok üstünde olması yüzünden büyük sorunlar yaşanıyor” dedi. Milletvekili Özdemir, Van, Diyarbakır gibi cezaevlerinde uyuşturucu kaçakçılığından cezası kesinleşen mahkûmlarla gençlerin aynı ortamda bulunmasının sakıncalarına da dikkat çekti. Adalet Bakanlığı’nın yarı açık cezaevleri yapımına yöneldiğini, mahkûmların yarı açık cezaevlerine gönderilerek cezaevlerinin rahatlatılmasını planladıklarını kaydeden CHP Milletvekili Özdemir, “Yarı açık cezaevlerine geçme süresi gelenlerin dosyalarının da Yargıtay’dan zamanında gelmemesinin bürokratlar önündeki engel olduğuna” dikkat çekti. “BU CEZAEVİ YIKILMALI” Diyarbakır Cezaevinin yıktırılması tartışılırken, CHP Milletvekili Malik Özdemir, “asıl yıkılması gereken başka cezaevi var” dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü: “Komisyon olarak Erzurum H tipi cezaevinin derhal yıktırılması için rapor düzenledik. Çok eski, çürük bir bina. Erzurum’un deprem kuşağında olduğu dikkate alınarak bu cezaevinin yıkılması gerekiyor. Bugün bu cezaevinin yıkılması gerektiğine ilişkin raporumuza rağmen, yer yokluğu yüzünden 25 kişilik odalarda 80 kişi kaldığını belirledik. Yerlere yatak yorgan seriliyor, yemek vaktinde bunlar toplanıp aynı yerde bu kez yere oturulup yemek yeniliyor. Tam bir facia.” www.hurriyet.com.tr
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Son YorumlarSon YazılarBlog Arşivi
adalet
adalet bakanı
aihm
ali babacan
anayasa
başbakan
cek mağdurları
cezaevi
cezaevi eylemi
çek
çek cezası
çek kanunu
çek mağdurları
çek mağduru
çek senet mağdurları
çek sorunu
çek yasası
çek yasası mağdurları
devlet
dilekçe
ekonomi
ekonomik kriz
güngör uras
habertürk
haciz
hapis
hapishaneler
icra
iha
jenardi
karşılıksız çek
karşılıksız çek adet
karşılıksız çek cezası
karşılıksız çek sorunu
karşılıksız çekler
kredi
mahkemeler
manşet
meclis
milletvekili
presstürk
protesto
rahmi ofluoğlu
uğur yücel
yargıtay
Hakkımdaİzleyenler |







